SON

Ali Kemal yalnız bir adamdı. Her sabahın yedisinde fırlayarak kalkardı yataktan. Bir akşam öncesinden hazır ettiği ütülü kıyafetleri giyer, ofisin yolunu tutardı. Haftada bir gün tatili vardı çoğu insan gibi. Dışarıdan bakıldığında zengin görünürdü ancak yine çoğu insan kadar kazanırdı; yani parasını tasa etmeden günde bir paket sigara içecek kadar. Kalın giyinirdi. Şehrinin havası kapalı... Continue Reading →

Reklamlar

Resital – Şiir

  Bir buzul devriydi Bilmem kaç milyon yıl öncesi   Çürümüş bir sokak başında Altında yine yırtık karton Bana bakar sırıtırdı uzun uzun Gel bakalım küçük, derdi Gel bakalım küçük adam Al şu bakır tenekeyi   Elinin tersiyle bir kenara atardı Kara kutunun beyaz süslerini Şöyle bir omuzlardı gün batımını Bir hamala benzerdi, kambur bir... Continue Reading →

Ben Çok Erken Öldüm – Şiir

Martılar öterdi her sabah Evimin kırmızı kiremitli çatısında Yüzümde mahmur bir tebessüm İnce bir aralıktan süzülür güneş Her sabah hiç usanmadan Suratımın sol köşesini aydınlatır Tatlı bir sıcaklık yayılır bedenime Günaydın, derim Günaydın güneş Günaydın martılar İnsan kalabalığı Sizi pek sevmem ama Hadi size de günaydın Martıların ve güneşin hatırına Ben çok erken öldüm Henüz... Continue Reading →

Son Nakarat

İnsanlığın en büyük eserleri tek bir gün içinde verilecek. Evet; tüm bu keşmekeşliğin ve yozlaşmanın, çığlık ve katliamların, delirten sessizliğin ardından… Yaşam ve ölüm hiç anlatılmadığı gibi anlatılacak ve insanlar bir arada bir derede kalacaklar: Şimdi yaşamalı mı, yoksa ölmeli mi? Çocuklar doktor, mühendis değil şair ve yazar olmak isteyecekler. O tek bir günün akşamında... Continue Reading →

Ölüme Uzanırken

Yalnızlığım tek bir arzuya hizmet eder.  O, sadık bir yoldaş ve iyi bir öğretmen gibi beni ölümün dostluğuna hazırlayacak. Bir gün ondan ayrılacak ve ölümün soğuk eline uzanacağım. Uzun, ince parmaklı ve beyaz olmalı elleri; tıpkı hayallerimdeki gibi. On yıl daha oturacağım bu tahta iskemlede. On yıl daha kitaplar okuyacağım ve belki kitaplar yazacağım. Hani... Continue Reading →

Dilenci

Çöplükte yemek arayan bir adam gördüm bir gün; yoluma devam ettim. Ona değil de kendime yardım etmekten korktum. Aynı işi her gün yapan bir adamın sakinliği vardı gözlerinde. Onu zenginliğinin içinde muhtaç kılmaktan korktum.   Muhtaçlığın ne olduğunu iyi bilirim. Ben eski bir dilenciyim ne de olsa. Bunu zengin bir adamla karşılaştığımda anladım. Köşe başında... Continue Reading →

Korku – Şiir

Issız bir dağın çıplak tepesinde yaşamak isterim Kimsesiz, vahşi hayvanların arasında Topraktan beslenmek eskiler gibi Tahtadan bir iskemlede oturup Bir babanın heyecanıyla Toprağı delen bitkiyi seyretmek isterim Kurtlarla ulumak, yağmurda ıslanmak Bu kalabalık hücreden kaçıp kurtulmak Bir şekilde yakayı sıyırmak Ve özgürlüğe kavuşmak isterim Ancak korkarım Oralarda kendime rastlamaktan Belki tutsaklığa alıştığımdan Güneşe tapınan bir... Continue Reading →

Bir İşçinin Nasırlı Elleri – Şiir

Kızıl saçlı sevgiliye uzanmış Bir işçinin nasırlı elleri gibiydi Göğü kaplayan parçalı bulutlar  Körlerden mürekkep nizamsız bir ordu yürüyor altında Kötülük tanrıları ara sokakları tutmuş Bir katliamın delirten sessizliği Boğazlanan bir çocuğun kanlı gözlerinde Tüm karanlıkları kör bir bıçak yırtacak  Bugünü not etmeli  Ve şair samandan kağıtlara işlemeli  Siyah mürekkep coşmalı Yatağını arayan bir dere... Continue Reading →

Fanus – 3

  “Sen halkı inkar ediyorsun. Onları ürkütüyor ve galeyana getiriyorsun.” Halk dediğiniz nedir? Bana isimlerini söyleyin. Ne iş yapar bu halk? Ne yer, ne içer? Sırf aynı dili konuşuyorlar diye kurtlar ve koyunlardan bir sürü imal etmek ne kadar ahmakça! Kalabalık, bir çukurun etrafında ağlaşıyor. Çukurun içinde ise iki büklüm bir ölü… Bir tanesi bağırıyor:... Continue Reading →

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑