Kütüphane

Küçük ilçe kütüphanesinin tozlu raflarında aynı kitaba uzanmak ne kadar şiirsel ve gerçek dışı görünse de başardı bunu Ali Kemal ve teşekkür etti bir saat önce küfürler savurduğu alarmı çalmayan eski saate, geç kalan sıcak suya ve bir türlü çalışmayan saç kurutma makinesine. Yola atlar atlamaz kırmızıya dönen trafik ışığına, bir panoda dikkatini çeken reklam afişine, çakmağını isteyen liseli çocuğa…

Kırılacağından korkmuştu, boyalı ince uzun parmakları yanlışlıkla kavradığında. Daha kötüsü öleceğinden korkmuştu ruhunun derinliklerine fütursuzca saplanan petrol karası bir çift göz ile karşılaştığında.

“Bıraksana elimi be!”

“Şey pardon ben…”

Genç kız Ali Kemal’in omzuna kendince okkalı fakat daha çok sinek ısırığını andıran bir yumruk savurdu.

“Sapık!”

Ve koşarak uzaklaştı küçük ilçe kütüphanesinden, tozlu raflarından ve yerin dibine doğru henüz bir yolculuğa çıkmış olan Ali Kemal’den. O esnada yazılı edebiyatın başlangıcından beri kütüphaneyi idare etmekte olan ihtiyar adam süzüldü mutfaktan içeriye, elinde küçük kahve fincanıyla.

“Ne oluyor be?” diye sordu derinden gelen hırıltılı bir sesle.

Ali Kemal hızlıca bir kitap çekti raftan, rastgele karıştırmaya başladı sayfalarını. Sonradan kafasını kaldırıp baktı masasına doğru yürüyen ihtiyar adama.

“Ha?”

“Hee şey, kızın biri bir şeyler sordu da” diye geçiştirdi ve hızla elindeki kitaba döndü. Al al olmuş yanakları onu her an ele verecekmiş gibi hissediyor, korkuyor ve Tanrı’nın zamanı birkaç dakika geri almasının olurunu düşünüyordu beyninin ücra köşesinde.

“Ne sordu? Bağırış çağırış oldu sanki?”

“Yok canım” diye mırıldandı, ihtiyar dikkatini dağıtıyormuş gibi memnuniyetsiz bir surat ifadesi takındı.

İhtiyar köpüklü kahvesinden bir yudum aldıktan sonra koltuğuna oturdu, bir yandan da söylenmeye devam etti:

“Ne yok canım! Duyduk işte bir şeyler söylendi kızın biri, bağrındı cırtlak cırtlak!”

Ali Kemal hışımla elindeki kitabı kapattı. “Aman be Hayri Amca!”

“Burası nasıl yer dedi, 21. Yüzyıla ait kitap yok mu koca kütüphanede dedi, sonra rafların tozundan tüberküloz oldu bağıra çağıra gitti oldu mu?”

Hayri Bey kahvesinden okkalı bir yudum daha çektikten sonra kaşlarıyla Ali Kemal’in elindeki kitabı işaret etti. “Alacak mısın kitabı?”

“He alacağım” diye çıkıştı kitabın başlığına göz atarken. “Yok vazgeçtim almayacağım”

Kitabı raflardan birine üstün körü yerleştirdi. “Ne bu be pembe kitaptan geçilmiyor kütüphane vallahi şikayet edeceğim artık kültür bakanlığına Hayri amca haberin olsun.”

“Hadi ulan densiz!” diye bağırdı ihtiyar Hayri kütüphaneyi terk etmekte olan Ali Kemal’in arkasından.

25 yaşındaydı Ali Kemal ve biraz kırgındı insanlara. Sıcağı sevmez, kışa hasret geçirirdi diğer tüm mevsimleri. Bundandı belki de öğlen güneşinin altında kollarını dirseklerine kadar çekiştirdiği ince kazakla dolaşması.

Asansörsüz bir binanın beşinci katındaydı evleri. Yine soluk soluğa tırmandı merdivenleri ve yine aynı cümle bir altyazı gibi geçti beyninin kıvrımlarından. “Sigarayı bırakmak lazım artık…”

Kütüphane” için bir yanıt

  1. Tek pencereli loş bir oda ,duvara yakın pencereyi görür mevkide dökümden soba ve üzerinde fıkırdayan demlik .Demliğin ağzından tavana doğru salınarak yükselen ve etrafa yeni çay kokusunu bahşeden buhar.

    Pencere karlı dağlara bakıyor.Damlalar, pencerenin çerçevesinde biriken dışarıdaki soğuğun içerideki sıcakla buluştuğu ince bir hat.Oda geniş ve loş .Ortada dikdörtgen ve uzun masa ,etrafında öğretim görevlilerinin oturup çaylarını yudumlayabileceği sandalyeler rastgele durmakta.Sobanın borusunun duvarla olan mesafesi bir insanın adımlayarak geçebileceği kadar rahat.

    Bacakları, büstüne oranla uzun , dolgun yapılı kır saçlı bir adam elindeki çay bardağına sobanın sıcağından daha çok sarılarak yavaş adımlarla odanın içinde ders saatini beklerken odanın kapısı açıldı.Adamın yüzü pencereye, gözleri de karşıki dağdaki kara odaklanmıştı.Arkasını dönüp kimin geldiğine bakmaya yeltenmedi.Çayından bir yudum daha alıp ağzında kısa bir müddet tutup, zevkle dilinden kaydırarak yuttu.

    İnce titrek bir ses

    -Afedersin burada yalnız senin olduğunu bilmiyordum,
    Adam elindeki bardakla biraz hırçınlığına mukayyetolmak istercesine ama bir o kadarda hırçın , arkasına vücudun yarısını döndürerek baktı.Hiç bir şey söylemedi.
    İnce titrek sesin sahibi ile göz göze geldiler.

    Her ikisi de duygusal olarak cismaniyetten soyunuktu ve ikisi de cismaniyet maskelerini birbirlerine bakarken bir yerlerde unutuyorlardı.Belkide birbirlerine baktıklarında o maskeyi kullanmak istemiyorlardı.

    Bakışları ayrılamadı.Adam hareket etmeliydi içindeki ince ve duygusal erkek çocuğunu yakalamamalıydı bu hanım.İzin veremezdi .Ayakları demir çubuklar gibi odanın tabanına girmişti sanki beyni yürü emri veriyordu ayaklarımı isyan ediyordu? yoksa ayakları ile kafasının arasındaki kalbimi buna isyan ediyordu ?çözemedi.Bakışlar ayrılamadıkça kalbinde bando mızıka takımının gürültüleri odaya yayılacaktı.

    Bakışları elindeki bardağa düştü nihayet.Kapının bir adım içerisinde duran hanıma yöneldi elindeki yarı bitmiş çay bardağıyla.Bacaklarının uzun olmasının isyanını yaşıyordu yürürken içinden.İkinci adımda hanımın yanına ulaşmıştı bile.Yüz yüzeydiler bedenlerinin varlığını bile hissetmiyorlardı .Hanım adamı neden bukadar sinirlendirdiğini hiç anlayamadı.Anlayamadıkça hüzünlendi bakışları. Hanımın adama bakışları hüzünlendikçe için için kaçtı adam ondan ,hırçınlaştı kalbinden geçen cümlelerle ağzından çıkanlar birbirine ters düşmeye başladı.Bu ters düşmeler adamın elini ayağını iyice birbirine karıştırdı telaşınıda saklamak için dahada hırçınlaştı.Ama nafile!!!
    Koskocaman eğitim fakültesinde, derslerin yoğun olduğu zamanda odada sadece kendisi ve o vardı…

    İşte karşı karşıya yüz yüze göz gözeydiler.

    Kadının bakışları buğulandı.Adam eridi içinden.Titredi .Hanımın elleri ,denizin dibinde geziyor gibiydi ve adam o ellere bıraktı yarım kalan çayını.

    Hanım elindeki çay bardağının sıcaklığını hissetmeden önce adamın o’nun ellerini tutup avcunu yukarıya çevirdiği anda takılı kalmıştı.Kapı çarpıldığında elindeki bardağın varlığı hüznüne bir kat daha hüzün kattı.Bütün bedeni kırıklar içindeydi sanki.Başını ,sırtını ,belini aynı hizzada tutamadı .En yakınındaki sandalyeye tutundu ,oturdu.

    Yarım kalan çayı ufak yudumlarla içerken göz yaşları yüreğine düştü…

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s