Son Nakarat

İnsanlığın en büyük eserleri tek bir gün içinde verilecek. Evet; tüm bu keşmekeşliğin ve yozlaşmanın, çığlık ve katliamların, delirten sessizliğin ardından…

Yaşam ve ölüm hiç anlatılmadığı gibi anlatılacak ve insanlar bir arada bir derede kalacaklar: Şimdi yaşamalı mı, yoksa ölmeli mi?

Çocuklar doktor, mühendis değil şair ve yazar olmak isteyecekler. O tek bir günün akşamında televizyon için değil fazladan bir saat kitap okumak için uyumayacaklar. “Bir şey daha öğrenelim” diyecekler, “Yaşama dair; insanlığa ve evrene dair.”

Ölüm döşeğindeki kanser hastaları ayaklanacak bir, bir. Bir tanesi güneşin doğuşunu seyretmek için deniz kenarına gidecek, bir diğeri körpe sevgilisiyle hiç görmediği memleketlere; sınırlar da kalkacak.

Bir tanesi karşılıklı sigara tüttürecek doktoruyla. Öksürüklerden fırsat buldukça tüm kuvvetiyle çekecek dumanı ciğerlerine. Ağzından bir parça kan süzülecek, kısa bir sessizlik. Ardından coşkun bir kahkaha, bir boş vermişlik… Doktorlar da gülecek.

İnekler, çitleri yıkarak ulaşacak en yeşil çayırlara. Kimse koşmayacak onların ardından, “özgürlük” diyecek bir tanesi. “Onların da hakkıdır elbet.”

O sabah alarmlar ötmeyecek, arabalar dolaşmayacak sokaklarda. Kuş sesleri uyandıracak insanları, balkonlara ve sokaklara dökülecek herkes, hayran hayran göğü seyredecekler; ilk kez görüyormuşçasına. “Bu şehirde kuşlar varmış” diyecekler.

Serin bir meltem çarpacak genç, yaşlı suratlara ve o dostane kokuyu getirecek. “Meğer ötemizde deniz uzanırmış” diyecekler.

Dans edecekler el ele, kol kola sokaklarda. Bir kadın daha namus cinayetine kurban gitmeyecek; ne burada, ne uzak ülkede. Zaten katiller de salınacak zindanlardan. Her biri ellerinde çiçeklerle bir kabrin yolunu tutacak, tuzlu gözyaşları ıslatacak kurak toprağı.

Bir köylünün ağzından dökülecek en nadide mısralar; bir işçi resmedecek bulutları. Ne tarla, ne fabrika, ne para ne başka şey… En büyük hırs yaratmak olacak. Bir çiçeği yaratır gibi elleriyle var edecek insanlık masumiyeti.

Az biraz da hüzün olacak tabi, başka türlüsü hayal olur. Kimse lafını açmayacak ancak herkes adı gibi bilecek gerçeği.

 Dünya yok olmadan birkaç dakika önce, bir filozof sakinlikle şu satırları düşecek defterine:

 “Yok oluyor dünyamız, uğruna savaştığımız ve kan döktüğümüz her şey; batan bir güneş, çekilen bir deniz gibi; öyle hesapsız, öyle fütursuzca.

Ve bizler, batmakta olan geminin son sakinleri, boş verdik her şeyi. Mademki denizin dibini boylayacağız az sonra, o halde en iyi şekilde yaşamalı.

Ölümün gerçekliği ne de keskin ve yaşamak ne kadar vazgeçilmez. Olsun, olsun… Böylesi daha iyi…

Tek bir gün daha olsa, güneş tek bir kez daha yükselecek olsa yani üstümüzde; belki de geri döneceğiz eski karanlığımıza. Varsın doğanın elinden olsun ölümümüz. Yeter ki bir insan daha kana bulamasın elini. Bir insan daha bir başkasının kollarında can vermesin. Bir çocuk daha babasız kalmasın. Muhtaçlık sürmesin daha fazla.

Tek bir gün daha olsa, güneş tek bir kez daha yükselecek olsa yani üstümüzde; belki sevdiğim kadın beni terk edecek, komşum beni daha az sevecek. Eskisi gibi olacak her şey ve ben yine ucuz bir tiyatronun mecburi seyircisi olacağım. Oysa ben bugün aşık oldum ve biliyorum ki ertesi güne erişirsem kalpsiz bir adam olacağım yine. O yüzden, iyi böyle. İyi…

Ne çok sürdü rüyamız

Ruhlarımız kan ter içinde

Artık uyanmak vakti

Eski bir dost ile

Karşılaşmak vakti

…  

 

 

 

Son Nakarat” için bir yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s